|
profil -
yazılar -
arşiv
|
|
|
Nisan 2009 Mayıs 2009 Temmuz 2009 Aralık 2009 Ocak 2010 Nisan 2010 Ocak 2011 Mayıs 2014 |
*başa dön*
30 Nisan 2009 Perşembe06:55
aslında bizimkileri bekliyorum ama.. Edebiyat yapmicam. Edebiyat tam karşımda duran fakülte olarak kalsa iyi olur. Eskiden ne kadar çok şey düşünürdüm, kafam hiç boş kalmazdı, üzülecek ya da mutlu olacak bir sürü sebep bulmakla oyalardım beynimi. Hatta kendimi devamlı bir şeylere çözüm ararken bulmuşluğum da çok. İnsanlığın -ama herkesin- problemleriyle bire bir ilgilenirdim ve bu sanırım en büyük hobimdi. Şimdi bakıyorum da bırak problemlerle ilgilenmeyi, problemleri unutuyorum. Onu da geç, problem sahibi insanları komple unutuyorum. Her şeyi unutuyorum ona da kabul. Beynim bi sabah uyandığımda kendini mi yeniledi acaba diye düşünüyorum. Alışkanlıklarım, aynı alışkanlıklar, karakterim aynı karakter ama duygularım yerini anlık mantıksal kararlara ve zevklere bıraktı. O zaman da içinde bulunduğum durumdan mutluydum, şimdi de bir rahatsızlığım yok. Tuhaf gelen bu değişimin benim tamamen kontrolüm dışında olması. Bunu kendime yazmak tuhaf belki, ama şaşkınlığım bu hayatta benim kontrolüm dışında çok şey yaşamamış olmam aslında.. Neyse..Hala düşünen biriyim kesinlikle, ama eskisi gibi yaklaşmıyorum olaylara, pencere değişti orası kesin ama sadece bir üst kata çıkmış bile olabilirim. Tecrübe kotasını erken doldurmadan kaynaklı sıkıntıların daha fazla sıkıntı vermemesi için sevgili beynim bazı şeyleri refleksel olarak sıfırladı sanırım. Sıkılmak bana yakışmıyor biliyorum. Zevk aldığımı bildiğim şeyler çok sıradan gelmeye başlamıştı. Hiç kimse ya da hiç bir şey tatmin etmiyordu beni net. Nedenini çok sorguladığımı da hatırlıyorum. Sonra beynimin kendi kendine reset attığı o gün her konu da yorum yapmaktan ve her bir detayı ayrı ayrı düşünmemin bir yararı olmadığı geldi vahiy gibi hem de, evet. Tüm zevklerim sıfırlandı, çocuk uyandı,yaşadığım andan ben gibi zevk almaya başladım tekrar, hiç birini daha önce yaşamamışım gibi. Karakterime o gün biraz ukalalık bolca vurdumduymazlık serpiştirildi. Yine o gün aptallar konuşurken benim fikir sahibi olmamın br lüksü yok ki dediğim ilk gündü hatta yanlış hatırlamıyorsam. Zekamı seviyorum, aslında kendimi de baya seviyorum. Anlayabildiğim ve anlatabildiğim insanlarla olmayı ise hiç bir şeye değişemiyorum. Aksi kafalardaki insanları farkında olmadan kırıyorum. Hayatımda süprizlerle ve güzelliklerle çok sık karşılaşıyorum sevdiğim şeyi gerçekten tutkuyla sevmemden ve onlara saygı göstermemden olabilir.Bir şeyi gerçekten istiyorsam ona sahip olmak için çaba gösteriyorum. Rastlantılarda insanların payı çok büyüktür, “enerji” ye tüm varlıklardan daha çok inanıyorum, her şeyi kaderle kısmetle açıklayamazsınız. Büyük kişilik sorunları var çoğunuzun. Bu kadar “anlaşılmayı” beklemek niye? Anladığınız kadar anlaşılırsınız. Bi konuşsanız aslında neler çıkacak belki. İçinizden geldiği gibi konuşun da anlayalım anlattığınız bir şey varsa. Görüntüleriniz dört dörtlük..Neredeyse yanınıza yaklaşmaya çekiniyoruz. İş dialog kurmaya geldiğinde neden bir çoğunuz kendini “bulunmaz hint kumaşı” zannediyor? Bunu da anlamıyorum. Oysa ki içinizin çürük, kokusu dışarıdan bile alınıyor. Unutmayın insan en son kendine kokar. Sadece benimle konuşmanız gerekmiyor, sokağa çıkın bakkala konuşun,birinin hatrını falan sorabilirsiniz durduk yere. Benim neden çeşitli insanlarla aynı dialoğu tutturduğumun en açık cevabı bu. Konuşuyorum çünkü. Peki diyelim konuşamıyorsunuz, merak etmekle birlikte bunun sebeplerini size bırakıyorum. Soru sormayı deneseniz? Merak etseniz? Kiminle sevgili olunduğunu değil ama. Sorularınızı şaşırmayın. Film çekiyoruz falan sanıyor olabilir misiniz acaba? Bu paranoyak davranışlar sizi gerçekten mutlu ediyor mu? İlk görüşte aşık olalım önünüze kırmızı halılar serilsin yat kat bilmemne? Siz anlatın biz dinleyelim, hayranlıktan ağzımızın suyu aksın ve sizi hayatımızın neresine koyalım istersiniz? Benimle dalga geçiyor olmalısınız. Hayatın bir değişim çarkı olduğuna ve bununla birlikte insanların da değiştiğine bütün kalbimle inanıyorum. Kendi değişimimi anlatarak başlamam bu nedenleydi. Değişimi yaşayarak tecrübe edip kabullenmek başka bir durum, kendini reddetmek başka. Çoğunuz daha göremedi ne yazık ki, gördüyse de ya değişenle ya değiştirilenle barışamadı. Umarım sizin için de güzel günler yakındır. Bak, duygularım yok değil, şu an size bildiğiniz üzülüyorum. Hayal kurmayı seviyorum, ama o kadar da değil sanırım, ne yazık ki ben gerçekçi biriyim. Şu an okulda oturup tatlı bir güneşin altında müzik dinleyerek nasıl biteceğini bilmediğim bu yazıyı sigara ve kahve eşliğinde yazmanın mutluluğunu, içimdeki huzuru, başka birşeyle gerçekten değişmeyebilirim. Çok param olsa hemen yurtdışına gitmek ya da güzel bir araba satın almak da istemiyorum. “Nereye gidersen git, gittiğin her yere, içindeki her şeyi götüreceksin biliyorsun değil mi?” demişti Şebnem, o günden beri de bulunduğum yeri huzurlu hale getirmeye çalışıyorum önce kendim için. Baya aydınlık bir yol orası. Sonsuz mutluluk yok, sonsuz aşk da yok. Bir ortalama alınırsa çoğumuzun dileyebileceği öncelikle bunlar diye düşünüyorum dolayısıyla bu iki örneği verdim. Ona bakarsan sonsuz sıkıntı da yok. İç huzur diye bir şey var. Her nereye gidiyorsan birer birer adım atmak var. Bu acelenizi anlayamıyorum. Ben ki sizce hızlı yaşıyorum, siz benim merdiveni aslında nasıl tek tek çıktığımı farkında mısınız? Her duyguyu ne kadar dibine kadar yaşadığımı bilir misiniz? Hayır mı? Belki az önce bahsettiğim şu "pencere"min önünde bir değil iki perde vardır. Kalın olanı ben çekerim, size bulanık bir görüntü kalır ama dışarısı görünüyor gibidir, çoğunuz bununla yetiniyorsunuz. Asıl netlik tül olanı siz çektiğinizde başlıyor. Pencereyi açmaktan falan bahsetmiyorum şimdilik o kadarı fazla gelebilir bir çoğunuza. “You lose your routine, ‘cause I found my path.” Sert bir duruşum olmasını da seviyorum, mesafeli* gelin bana evet, aşılması gereken yolu ben de görürsem birlikte ilerleriz zaten endişelenmeyin.. İnce zekayı severim, akıl oyunlarından hiç hoşlanmam. Yalnız kalmak sandığınız kadar kötü değil, tam tersi üretecek gücünüz olduğu sürece acaip zevkli.Söylemek istediğiniz bir şey varsa şimdi, dinliyorum… *Mesafeli dediğim diplomat ciddiyeti değil, öyle anlamadığınızı söylerseniz gerçekten sevinirim. Siz kendinizi ifade etmezseniz, ben sizi anlamakla neden vakit geçirecekmişim anlayamadım...Aynı konuya dönüyorum çünkü sorun burda başlıyor, iki kere düşünüp konuşmak zorunda değilsiniz kandırmışlar sizi. Bazen olduğu gibi söylerseniz, ancak o zaman anlaşılırsınız ama içinizin çelişkisini de ben bilemem ki. Anlasam da anlamış gibi davranmak gibi bir misyonum yok, mesajı lütfen olduğu gibi iletiniz. Zaten yeterince yorucu bir toplumda yaşıyoruz bari insanlığınızı gizemli hale getirmeyin, yalvarıyorum. “Her zaman” ve “asla”. Yok öyle bi dünya. Esnekliklerinizi keşfediniz, artılarınızı eksilerinizi arada sırada gözden geçirmeniz yeterli, hepsini düzeltmeye çalışmanın da vakit kaybı olduğunun altına imza atarım, ha vaktim var deseniz bile sonu yine hüsran bu da iyi bildiklerimden. Yazı çok ders verici gidiyor elimde değil, hatta sanki biriyle konuşuyor gibiyim bu da elimde değil. Seviyorum dialog meselesini. “Denenmiş tekrar tekrar denenmez.” Buna inancım çok büyük, sadece kendi hayatımın farkındalığıyla yazıyorum. Sizi de dinlemek istiyorum ama çoğu zaman konuşurken kafanız karışıyor ve konuşma kontrollü bitmiyor, madem ne demek istediğinizi bilmiyorsunuz, o zaman gerçekten susun, neden benim de kafamı karıştırıyorsunuz? İnsanları gözlemlerken ve haklarında fikir beyan ederken, sizin varlığınızın ne yansıttığını da bir gözden geçirin. Eleştiri yapmak o kadar da kolay bir şey değil inanın. “Ben böyleyim.” O çok kolay. Sonuçta ben de böyleyim. Bizimkiler direk sınav gittiler herhalde, ben de biraz yürümek istedim. Beytepe / Nacho 30.04.09 |
|
2010 / CuBa
|