|
profil -
yazılar -
arşiv
|
|
|
Nisan 2009 Mayıs 2009 Temmuz 2009 Aralık 2009 Ocak 2010 |
*başa dön*
28 Ocak 2010 Perşembe20:34
Gel bak ne dicem.
Öfkelendiğimde yazı yazmaya başlamayı seviyorum. Özellikle de "nuit blanche" yaptığım gecelerde. Öfkelenmiyorsam, zaten yapacak daha sevimli bir işim oluyor genelde. Hayat kısa, hayat değişken falan. Anı yaşa. Eyvallah. Bi yapışmasana bana artık, yoksun canım hayatımda. Bak silkeleniyorum burda, bırakmadığın gibi, nedir bendekileri de götürme çaban? Ne aldığınla ne verdiğini bu kadar görmemezlikten gelemezsin ki? Senin kendini bi anda içinde bulup Polyana olduğun dünya benim dünyam hayatım. Tam da benim dünyam hem de. Hiç düşündün mü benim sorularıma cevap verirken? Beni canın nasıl istiyorsa öyle yaşayamazsın tatlım. Ben kurallarımı baştan koydum, hiç değişmediler ki... Sana her bakışımda başka bi şey görüyorum artık. Midem bulanıyor. Neredeyse hak veriyorum. "Geçiniz" diyorum demesine de, bu ahtapot kıvamı, bu kendini bilmezlik, bu masumane tavırlarda 2 beden büyük gömlek giyme meseleleri seni biraz aşmıyor mu sence de? Bence sen kendini hiç tanımıyorsun. Bence o yaşadığın dünyaların hiç biri sana ait değil biliyor musun? Ve hiç birinden keyif almıyorsun aslında, hep pişmanlık ve yalnızlık var sonunda. Çalıp çırpacaksın daha ama her şeyin sonu var nasıl olsa... Sen yaşamak istediğin dünyayı çizemeyecek kadar toysun çocuk. Bak buraya yazıyorum; Yavaşla biraz. Düşeceksin ve çok canın yanacak. Başka bir hayat vardı benim daha önce yaşadığım, orada her şey çok güzeldi. *başa dön*
27 Aralık 2009 Pazar11:32
sana inanmıyorum.
Ben kendimden başka bi şeye inanmıyorum. Sana da inanmıyorum ona da inanmıyorum. Haksızlığa tahammül edemiyorum. "Ben yaptım oldu." Çok seviyorum ama bunu birine ithafen yapıp kalp kırmak, hasar bırakan bir şey. Kendi sınırlarımızı ancak kendimiz çizebiliyoruz ama başkasının sınırlarını çizmeye kalkmak ta neyin nesi oluyor..? Yani üstelik de ben bu kadar gevşek bırakırken çevremi bu konuda siz beni sürekli sınırlara sokmaya çalışın. Neden ama neden? An ve an değişik kafalar yaşamaya çalışmak neyin sonucu acaba? Benim kafamı yaşamaya takılmış vücutlar görmeye başladım yakınlarımda, rahatsız oluyorum. Benim böyle bir talebim yok, açık açık söylüyorum. Ama ne söylesem alabildiğin kadar anlıyorsun. Sonra da küsüyorsun. Küs. Biz gerçekten apayrıyız biliyor musun? Bak ben benim, sen sensin. Sen ben olamazsın, benim sahip olduğum şeyleri de böyle sağa sola savuramazsın. Vermiyorum izin, yok dahası. Bi şeye uyanmalısın artık, bi sabah uyandığında başka bi şeye kalkmalısın. Madem bir sürü kafa istiyorsun al sana hiç yapmadığın bir şey sunuyorum işte. Bu gün kendine uyan, kendinle yüzleş, aynaya bak ve gerçekten ne gördüğünü söyle kendine. Kendinle barışmadan benimle barışamazsın, buna izin veremem, zira görüyorum da epey yormuşsun. Ben iki kişi düşünmekten fena şişmişim. Kendi hikayelerimi yaşarken bile seni düşünmek zorunda kalmışım. Olmamış o. Ve itiraf ediyorum.. "en" im olmaktan epey uzaklaştın an ve an, seni yakınımda bile hissetmiyorum... *başa dön*
17 Temmuz 2009 Cuma07:52
Paris
3 haftayı geçti...uyuyorum uyanıyorum yiyorum, içiyorum, dolaşıyorum, bakıyorum, görüyorum, bi daha bakıyorum, anlıyorum, tanışıyorum, konuşuyorum, çalışıyorum, yoruluyorum, soruyorum, öpüşüyorum, sevişiyorum, susuyorum, kaçıyorum, kayboluyorum, buluyorum, gidiyorum, dönüyorum, hiç kötü vakit geçirmiyorum, değişiyorum, rahatlıyorum, şaşırıyorum, seviyorum, özlüyorum, çok para harcıyorum, izliyorum, bildiğim gibi yapıyorum, türkiye'den uzaklaşıyorum, üzülmüyorum, deniyorum... Çok anı biriktiriyorum, çooooooooooook anı biriktiriyorum. *başa dön*
27 Mayıs 2009 Çarşamba04:16
kabus.
Ve hayatımın en kötü hikayesini yaşadım. Ölmekten korkmadığımı böylesine bire bir tecrübe etmek en garip olanı. Al işte cesarette son noktayı yaşadım. Travma. Hala titriyorum. Yine de bir şey tecrübe etmişim gibi bir duygum en ağırı, kendimi çok korkutuyorum böyle zamanlarda. Bir tek vücudumun her yeri çokfazla ağrıyor üstelik galiba doğal olarak çok durgunum. ve gerçekten çok mutsuzum. İnanılır gibi değil hiç bir şey. Bitsin bu konu. *başa dön*
30 Nisan 2009 Perşembe08:37
Sonra..
Ankara leş bi yer, pis bi yer. Benzetmek için söylemiyorum aynen öyle. Aslında tatsız şeyler yazmicam yok. Dolmuşlar çok eğlenceli yerler, kıyamet koptu bugün bi dolmuşta, güldüm bir süre sonra ister istemez, biriyle daha göz göze geldim nerdeyse sessiz kahkaha attık. Neyse son durağa geldik 3 kişi kaldık ben o ve biri daha. E yanlış yredeymişiz meğersem. Tesadüfen mi yanlış dolmuşa bindik dedik ikimiz de acaba. Gülmeye ihtiyacımız varmış demek ki, gideceğim yerden çok uzaktaydım. Yürümüye başladım sora sora. Bi esnafa yaklaştım genç bi çocuk. Ama yüzümde bi gülümseme var bugün, en sıkıntılı günlerimden biri olduğu için herhalde. -Oraya nasıl giderim? -Yürüyecek misin? -Evet. -Şurdan şöyle böyle falan filan.. -Ne kadar sürer? -Ben 15 dakika da giderim wallahi. -Bak bi bana ben ne kadar da giderim? -Yarım saat, 45 dakika falan.. -Yoooooh ya! Bakıyorum saatime, bi daha yolum düşer de görürsem söylerim sana. -Çok iyiymiş :) -Teşekkürler :) 22 dk. yol. ama nasıl pis nasıl leş.. ankara'da su yok diyolar, her yerde patlamış borular var. Arguments dinlerken polise yol sordum değişik bi kafaydı o an. Bi de insanları kıvrılarak sollamaktan cok büyük zevk aldığımı farkettim. Neyse varacağım yere vardım bekleyen 70 kişi var.. Sonra cok sıkıldım tabi ama bekledim işimi hallettim. Bi işe tek başıma başlayıp tek başıma bitirmenin mutluluğunu bi kez daha yaşadım. Çok seviyorum onu. Bir de özellikle sevdiğim şarkılar çalarken istediğimde fon müziği olarak kullanmayı, istediğimde içinde yaşamayı. *başa dön*
06:55
aslında bizimkileri bekliyorum ama.. Edebiyat yapmicam. Edebiyat tam karşımda duran fakülte olarak kalsa iyi olur. Eskiden ne kadar çok şey düşünürdüm, kafam hiç boş kalmazdı, üzülecek ya da mutlu olacak bir sürü sebep bulmakla oyalardım beynimi. Hatta kendimi devamlı bir şeylere çözüm ararken bulmuşluğum da çok. İnsanlığın -ama herkesin- problemleriyle bire bir ilgilenirdim ve bu sanırım en büyük hobimdi. Şimdi bakıyorum da bırak problemlerle ilgilenmeyi, problemleri unutuyorum. Onu da geç, problem sahibi insanları komple unutuyorum. Her şeyi unutuyorum ona da kabul. Beynim bi sabah uyandığımda kendini mi yeniledi acaba diye düşünüyorum. Alışkanlıklarım, aynı alışkanlıklar, karakterim aynı karakter ama duygularım yerini anlık mantıksal kararlara ve zevklere bıraktı. O zaman da içinde bulunduğum durumdan mutluydum, şimdi de bir rahatsızlığım yok. Tuhaf gelen bu değişimin benim tamamen kontrolüm dışında olması. Bunu kendime yazmak tuhaf belki, ama şaşkınlığım bu hayatta benim kontrolüm dışında çok şey yaşamamış olmam aslında.. Neyse..Hala düşünen biriyim kesinlikle, ama eskisi gibi yaklaşmıyorum olaylara, pencere değişti orası kesin ama sadece bir üst kata çıkmış bile olabilirim. Tecrübe kotasını erken doldurmadan kaynaklı sıkıntıların daha fazla sıkıntı vermemesi için sevgili beynim bazı şeyleri refleksel olarak sıfırladı sanırım. Sıkılmak bana yakışmıyor biliyorum. Zevk aldığımı bildiğim şeyler çok sıradan gelmeye başlamıştı. Hiç kimse ya da hiç bir şey tatmin etmiyordu beni net. Nedenini çok sorguladığımı da hatırlıyorum. Sonra beynimin kendi kendine reset attığı o gün her konu da yorum yapmaktan ve her bir detayı ayrı ayrı düşünmemin bir yararı olmadığı geldi vahiy gibi hem de, evet. Tüm zevklerim sıfırlandı, çocuk uyandı,yaşadığım andan ben gibi zevk almaya başladım tekrar, hiç birini daha önce yaşamamışım gibi. Karakterime o gün biraz ukalalık bolca vurdumduymazlık serpiştirildi. Yine o gün aptallar konuşurken benim fikir sahibi olmamın br lüksü yok ki dediğim ilk gündü hatta yanlış hatırlamıyorsam. Zekamı seviyorum, aslında kendimi de baya seviyorum. Anlayabildiğim ve anlatabildiğim insanlarla olmayı ise hiç bir şeye değişemiyorum. Aksi kafalardaki insanları farkında olmadan kırıyorum. Hayatımda süprizlerle ve güzelliklerle çok sık karşılaşıyorum sevdiğim şeyi gerçekten tutkuyla sevmemden ve onlara saygı göstermemden olabilir.Bir şeyi gerçekten istiyorsam ona sahip olmak için çaba gösteriyorum. Rastlantılarda insanların payı çok büyüktür, “enerji” ye tüm varlıklardan daha çok inanıyorum, her şeyi kaderle kısmetle açıklayamazsınız. Büyük kişilik sorunları var çoğunuzun. Bu kadar “anlaşılmayı” beklemek niye? Anladığınız kadar anlaşılırsınız. Bi konuşsanız aslında neler çıkacak belki. İçinizden geldiği gibi konuşun da anlayalım anlattığınız bir şey varsa. Görüntüleriniz dört dörtlük..Neredeyse yanınıza yaklaşmaya çekiniyoruz. İş dialog kurmaya geldiğinde neden bir çoğunuz kendini “bulunmaz hint kumaşı” zannediyor? Bunu da anlamıyorum. Oysa ki içinizin çürük, kokusu dışarıdan bile alınıyor. Unutmayın insan en son kendine kokar. Sadece benimle konuşmanız gerekmiyor, sokağa çıkın bakkala konuşun,birinin hatrını falan sorabilirsiniz durduk yere. Benim neden çeşitli insanlarla aynı dialoğu tutturduğumun en açık cevabı bu. Konuşuyorum çünkü. Peki diyelim konuşamıyorsunuz, merak etmekle birlikte bunun sebeplerini size bırakıyorum. Soru sormayı deneseniz? Merak etseniz? Kiminle sevgili olunduğunu değil ama. Sorularınızı şaşırmayın. Film çekiyoruz falan sanıyor olabilir misiniz acaba? Bu paranoyak davranışlar sizi gerçekten mutlu ediyor mu? İlk görüşte aşık olalım önünüze kırmızı halılar serilsin yat kat bilmemne? Siz anlatın biz dinleyelim, hayranlıktan ağzımızın suyu aksın ve sizi hayatımızın neresine koyalım istersiniz? Benimle dalga geçiyor olmalısınız. Hayatın bir değişim çarkı olduğuna ve bununla birlikte insanların da değiştiğine bütün kalbimle inanıyorum. Kendi değişimimi anlatarak başlamam bu nedenleydi. Değişimi yaşayarak tecrübe edip kabullenmek başka bir durum, kendini reddetmek başka. Çoğunuz daha göremedi ne yazık ki, gördüyse de ya değişenle ya değiştirilenle barışamadı. Umarım sizin için de güzel günler yakındır. Bak, duygularım yok değil, şu an size bildiğiniz üzülüyorum. Hayal kurmayı seviyorum, ama o kadar da değil sanırım, ne yazık ki ben gerçekçi biriyim. Şu an okulda oturup tatlı bir güneşin altında müzik dinleyerek nasıl biteceğini bilmediğim bu yazıyı sigara ve kahve eşliğinde yazmanın mutluluğunu, içimdeki huzuru, başka birşeyle gerçekten değişmeyebilirim. Çok param olsa hemen yurtdışına gitmek ya da güzel bir araba satın almak da istemiyorum. “Nereye gidersen git, gittiğin her yere, içindeki her şeyi götüreceksin biliyorsun değil mi?” demişti Şebnem, o günden beri de bulunduğum yeri huzurlu hale getirmeye çalışıyorum önce kendim için. Baya aydınlık bir yol orası. Sonsuz mutluluk yok, sonsuz aşk da yok. Bir ortalama alınırsa çoğumuzun dileyebileceği öncelikle bunlar diye düşünüyorum dolayısıyla bu iki örneği verdim. Ona bakarsan sonsuz sıkıntı da yok. İç huzur diye bir şey var. Her nereye gidiyorsan birer birer adım atmak var. Bu acelenizi anlayamıyorum. Ben ki sizce hızlı yaşıyorum, siz benim merdiveni aslında nasıl tek tek çıktığımı farkında mısınız? Her duyguyu ne kadar dibine kadar yaşadığımı bilir misiniz? Hayır mı? Belki az önce bahsettiğim şu "pencere"min önünde bir değil iki perde vardır. Kalın olanı ben çekerim, size bulanık bir görüntü kalır ama dışarısı görünüyor gibidir, çoğunuz bununla yetiniyorsunuz. Asıl netlik tül olanı siz çektiğinizde başlıyor. Pencereyi açmaktan falan bahsetmiyorum şimdilik o kadarı fazla gelebilir bir çoğunuza. “You lose your routine, ‘cause I found my path.” Sert bir duruşum olmasını da seviyorum, mesafeli* gelin bana evet, aşılması gereken yolu ben de görürsem birlikte ilerleriz zaten endişelenmeyin.. İnce zekayı severim, akıl oyunlarından hiç hoşlanmam. Yalnız kalmak sandığınız kadar kötü değil, tam tersi üretecek gücünüz olduğu sürece acaip zevkli.Söylemek istediğiniz bir şey varsa şimdi, dinliyorum… *Mesafeli dediğim diplomat ciddiyeti değil, öyle anlamadığınızı söylerseniz gerçekten sevinirim. Siz kendinizi ifade etmezseniz, ben sizi anlamakla neden vakit geçirecekmişim anlayamadım...Aynı konuya dönüyorum çünkü sorun burda başlıyor, iki kere düşünüp konuşmak zorunda değilsiniz kandırmışlar sizi. Bazen olduğu gibi söylerseniz, ancak o zaman anlaşılırsınız ama içinizin çelişkisini de ben bilemem ki. Anlasam da anlamış gibi davranmak gibi bir misyonum yok, mesajı lütfen olduğu gibi iletiniz. Zaten yeterince yorucu bir toplumda yaşıyoruz bari insanlığınızı gizemli hale getirmeyin, yalvarıyorum. “Her zaman” ve “asla”. Yok öyle bi dünya. Esnekliklerinizi keşfediniz, artılarınızı eksilerinizi arada sırada gözden geçirmeniz yeterli, hepsini düzeltmeye çalışmanın da vakit kaybı olduğunun altına imza atarım, ha vaktim var deseniz bile sonu yine hüsran bu da iyi bildiklerimden. Yazı çok ders verici gidiyor elimde değil, hatta sanki biriyle konuşuyor gibiyim bu da elimde değil. Seviyorum dialog meselesini. “Denenmiş tekrar tekrar denenmez.” Buna inancım çok büyük, sadece kendi hayatımın farkındalığıyla yazıyorum. Sizi de dinlemek istiyorum ama çoğu zaman konuşurken kafanız karışıyor ve konuşma kontrollü bitmiyor, madem ne demek istediğinizi bilmiyorsunuz, o zaman gerçekten susun, neden benim de kafamı karıştırıyorsunuz? İnsanları gözlemlerken ve haklarında fikir beyan ederken, sizin varlığınızın ne yansıttığını da bir gözden geçirin. Eleştiri yapmak o kadar da kolay bir şey değil inanın. “Ben böyleyim.” O çok kolay. Sonuçta ben de böyleyim. Bizimkiler direk sınav gittiler herhalde, ben de biraz yürümek istedim. Beytepe / Nacho 30.04.09 *başa dön*
27 Nisan 2009 Pazartesi07:21
Ben böyle aşık olmuştum ancak..
Sometimes I doubt the path I chose Sometimes my dreams feel all on hold There's no doubt that this will make me strong Because it's the hardest thing I've ever done Despite this cruel world And all my best efforts You surprise me with just how perfect you are. Even with all my flaws And my bad examples You surprise me with Just how perfect you are. And when I'm lost You search for me And when I doubt You're my belief I'm suppose to be The stronger one You always seem To prove that theory wrong Still, I hold my breath each time you go Out in the world that's beyond my control If you are dreaming I never want to wake you up When I'm all in a spin Full of cynicism You remind me of just how perfect you are. When I'm at my wit’s end And I'm losing my head You remind me of just how lucky I am... http://rapidshare.com/files/226348751/Halou_-_Honeythief.mp3.html ...simdi düsünüyorum da bu sarkı keske bana yazılmıs olsaydı... fena kilitlendim. |
|
2010 / CuBa
|